"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. Üçüncü yayınımızda soruşturmamıza yanıt veren öykücü Ahmet Hakan Karataş olacak. 27 Ekim 1998'de doğdu. Şu anda Abant İzzet Baysal Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümü son sınıf öğrencisidir. Edebiyat Ortamı, Dergâh, Türk Edebiyatı, Yedi İklim dergilerinde öyküleri yayımlanmıştır. Bizim Oğlan adlı öykü kitabı Kasım 2017 tarihinde Edebiyat Ortamı Yayınları'ndan çıktı. Yazar, sonsuz bir öyküde kendisini aradığını ifade ediyor. Ahmet Hakan Karataş, aynı zamanda şu anda soruşturmaya katılacak öykücülerimiz içerisinde en genç olma unvanına da sahiptir.
1-
Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için
ne yapmak istersiniz?
Bu
borcu ödemek mümkün olur mu bilmiyorum. Ama olursa bu dile daha çok insanın
ulaşmasını sağlamak, bir gün becerebilirsem Türkçenin tüm yetkinliğini
kullanarak yazmayı isterim. Sanırım bir dile olan borcu ödemek, onu en iyi
şekilde benimseyip kullanmaktan geçer.
2-Türkçede
öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?
Öykü,
şu an revaçta olan, kendini yenileyen ve değiştiren, her türlü olanağa açık bir
tür. Pek çok insan bu alanda yetkin öyküler yazıyor. Bir o kadar insan da
yazmanın peşinde. Bence öykünün şu anki genel durumu parlak. Şiirin biraz geri
planda kalması da öykünün ileri çıkmasını tetikleyen etkenlerden biri olabilir.
İleride nasıl olur bunu kestirmek gerçekten güç ama yazmanın peşinde olanlar
sürekli yeni fikirler, yeni yaklaşımlar geliştirecektir. Teknolojinin sürekli
ilerlemesi ise bu alanda yazarlar için kolaylık sağladığı kadar yapay zekânın
öyküler yazması birtakım zorlukları da çıkarabilir.
3-Öykü,
hayatın neresindedir?
Öykü,
hayatın tam da şu anında, geçmişinde, geleceğindedir. Belki uçan bir kuşun
kanadında, küçük bir çocuğun uykulu bakışlarındadır. Ama kısacası, yaşadığımı
düşündüğüm anlarda, öykü o noktada var olmaktadır.
4-Öykünün
penceresinden Türk şiiri nasıl görünüyor?
Şimdiki
Türk şiiri kendini biraz geriye çekmiş durumda. Fakat seksenli yıllardaki Türk
şiirinden ve öncesinden kendi adıma öykülerde sıkça yararlandığımı ve başka
öykülerde de gördüğümü söyleyebilirim. Öykü ve roman yazarları için şiirsel bir
üslup ise her zaman kıymetlidir. Ama Türk şiiri şimdilerde tıkanık damarlarında
yeni bir yol açılmasını bekliyor sanki.
5-Yeni
medya, edebiyat ve sanata nasıl katkılar veriyor?
Şimdiki
medyanın sanatla ve edebiyatla çok içli dışlı olduğunu söyleyebiliriz. Hatta
öyle ki görselliğin öne çıktığı bu dönemde, öyküler daha çok göze hitap edecek
şekilde kuruluyor/yazılıyor. Hem o eski şekiller medyanın edebiyatta
belirmesiyle daha renkli, canlı olmaya başladı. Diğer yandan, emoji dediğimiz
surat ifadeleri bile metinlere girmeye başladı. Bu sadece edebiyatla da sınırlı
değil. Başka alanlarda ve onlarla ilgili yazılmış kitaplarda görmek mümkün.
6-Türk
edebiyatındaki eleştirinin icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu
durum önceden beri hep sıkıntılı bir konudur. Bu işi hakkıyla yapabilmek pek az
insana kısmet olmuştur. Günümüzde belli başlı isimleri sayabiliriz fakat çok
fazla eleştirmen olduğunu söylemek zor.
7-Yeryüzüne
dayanabilmek, özgürlüğe kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?
Sanıyorum
yeryüzüne dayanmak güç bir iş. Biraz da incelikli bir ruha sahip olan insanlar
için kaçış elzem. Bense özgürlüğün -öyle bir şey gerçekten varsa- bir yerlerde
olduğuna inanmaktan çok onu kendi içimde arıyorum. Tüm kaçışlarım kendime.
Kendi başıma yaptığım aktivitelerde bu özgürlüğü yakaladığımı söyleyebilirim.
Çünkü birilerine bağımlı olarak yapılan işlerde salt özgürlükten, rahatlıktan
bahsetmek mümkün değil. Yazıyorsam özgürüm, yazıyorsam yaşıyorum. İşte bunlar
beni biraz da olsa dayanıklı kılıyor.
8-Politik
düşünceniz bu ülkeye neler söylüyor?
Bir
şeyler söyleyemiyor. Belki çok sonra yazabilir.
9-Sanat
muhalif midir?
Sanat
çoğunlukla bir karşı duruş bir tepkidir. En basitinden bunca yazdığımız yazılar,
bu hayata karşı muhalif olduğumuzu, bir şeylerin tarafımızca beğenilmediğini,
eksik kaldığını, değiştirilebilir olduğunu gösterir.
10-Bu
sözcükler hakkında ne düşünüyorsunuz: Kader, gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp,
zaman.
Kader:
Tüm seçimlerimizin, yaptıklarımızın sonucu ve aslında onların tamamıdır.
Gelecek:
Herkesin yaşamayı düşlediği ama varlığını bir türlü kanıtlayamadığı bir ülkedir.
Günah:
Sadece istediklerimizi yapmanın sonucu.
Ölüm:
Gerçek hayatın başlangıcıdır. İnsan, ölmeden evvel ölürse uyanır. Yoksa uyku
sürer ve uyanana değin ölür. Ve insan, bir kere öldüğünde de bütün ölümleri
beraberinde götürür.
Rüya:
Şu sıralar neredeyse her gece gördüğüm, öykülerimde işlemeyi sevdiğim bir
motif. İlhamın başka türlüsü.
Kayıp
zaman: Bu iki kelimeyi birlikte almak istedim. Çünkü çok daha anlamlı benim
için. Her zaman özlemle andığım, avucumun içindeyken önemsemediğim ama
avuçlarımdan kayıp gidince farkına vardığım bir durum kayıp zaman.
Ayrıca
daha geçen ay Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk kitabı olan
Swann’ların Tarafı’nı okudum. Kaybedilen zamanın ne demek olduğunu artık daha
iyi biliyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder