"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. Dördüncü yayınımızda soruşturmamıza yanıt veren öykücü ve metin yazarı Semih Öztürk olacak. Giresun'da 1989 yılında doğmuştur. Şu anda İstanbul'da yaşamaktadır. Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olmuştur. Ot dergisi için söyleşiler hazırlamış, K24, Birgün, Radikal Kitap, Agos için kitap kritik yazıları yayımlamıştır. Arkadaşlarıyla birlikte Tefrika dergisini çıkarmıştır. 2018 yılında her yıl verilen Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'ne öykü dalında -yazarımız bu ödülün yazılmasına gerek görmemiştir çünkü hoşlanmamaktadır- layık görülmüştür. Dosyası Önce Dağlar Kar Tutacak aynı yılın Ekim ayında Varlık Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Tefrika Yayınları'ndan çıkan iki çocuk kitabının da yazarıdır: Küçük Aziz Nesin ve Kiraz Fidanı (2017), Küçük Sabahattin Ali ve Defteriyle Kalemi (2017). Bir reklam ajansında metin yazarı olarak çalışmaktadır.
1- Metinlerinizi var eden
dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?
Bunun için herhangi bir
günün gelmesini beklemeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Yaratmaya çalıştığım
anlamları uzun uzun düşünmek, yazının ve dilin olanakları üzerinde titizlikle
ilerlemek zannediyorum ki Türkçe için yapılabilecek en güzel şey. Bunun bütün
dillerde ve yaratım süreçlerinde aynı şekilde temellenmesi gerektiğine
inanıyorum.
2-Türkçede öykünün
şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?
Öykünün gelecekteki hâli
hakkında bir fikrim yok. Ancak şimdiki öykünün hâli bana kalırsa ortaya çıkan
eserden çok onu yaratan yazarların ön planda olduğu bir alanda seyrediyor. Öyküleri,
karakterleri, olayları göremiyoruz. Karşımıza sürekli kendini ve kitabını
anlatan yazarlar çıkıyor. Biraz daha sakinliğe ihtiyacımız olduğunu
düşünüyorum. Belki böylece öykünün gelecekteki hâli de şekillenmiş olur.
3-Öykü, hayatın
neresindedir?
Bana göre artık yaşanmış
olan taraflarındadır.
4-Öykünün penceresinden
Türk şiiri nasıl görünüyor?
O da nefes alıp vermeye
çalışıyor. Şiirleri seviniz.
5-Yeni medya, edebiyat ve
sanata nasıl katkılar veriyor?
Her şeye daha hızlı ve
anlık ulaşım sağladığı gerçeğini görmezden gelmek olmaz. Bu da sanata ve
edebiyata dair pek çok şeye ulaşımın önünü açıyor. Ancak bir taraftan da tahrip
edici yönleri olduğunu düşünüyorum. Hızlı tüketim bunların başında geliyor.
Yerine yenisini koymadığınız sürece aşağılarda kalıyorsunuz. Teknik olarak da
bu böyle zaten. Yeni medya sürekli ve hiç durmadan akıyor. Dur deme şansınız
pek yok.
6-Türk edebiyatındaki
eleştirinin icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Son dönem eleştirisi
özelinde durum pek de iç açıcı değil. Tarafların kurduğu dilin bile bir dengesi
yok. Tuhaf bir öfke var herkeste. Nereden gelip nereye gittiği pek belli değil.
Durum böyleyken çoğu zaman sosyal medya linçleri kaçınılmaz oluyor. İşin rengi
sürekli değişiyor.
7-Yeryüzüne dayanabilmek,
özgürlüğe kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?
Denk geldiğimiz çağ buna
pek izin vermiyor. Sabah işe giderken bindiğim toplu taşıma aracında oturacak
bir yer bulabilirsem iyi hissediyorum. Artık bir şeylerden kaçmak bile daha
lokal alanlara sıkışıp kaldı. Şimdilik durum böyle ilerliyor.
8-Politik düşünceniz bu
ülkeye neler söylüyor?
Orhan Kemal, yıllar önce
kendisine sorulan benzer bir soruya “Geçiniz” diye cevap vermiş. Ustama
katılıyor ve yıllar sonra ben de aynı cevabı veriyorum: Geçiniz.
9-Sanat muhalif midir?
Sanatı üreten ve yaşam
alanları için emek veren kişilere göre değiştiğini düşünüyorum.
10-Bu sözcükler hakkında
ne düşünüyorsunuz?
Kader: Oyunun ta kendisi.
Gelecek: Biraz şimdi.
Günah: Her yerde.
Ölüm: Yeni dünya
Rüya: Çekemediğimiz
filmler.
Kayıp: Özlemin doğduğu
yer.
Zaman: Sürekli
kaçırıyoruz.

Yorumlar
Yorum Gönder