"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. Beşinci soruştumamıza yanıt veren öykücümüz Elif Hümeyra Aydın olacak. 1994 yılında İstanbul'da doğdu. Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji ve Sinema-Televizyon bölümlerinden mezun oldu. Öyküleri Sarnıç ve Dergâh dergilerinde çıkmıştır. İlk kitabı Doğum Lekesi Dergâh Yayınları tarafından Ekim 2019 tarihinde yayımlandı. İstanbul'da yaşamaktadır. Kısa film çekme çalışmaları yapmaktadır. Yazar, bir söyleşisinde kitabı ilk defa eline geçtiğinde birkaç saat yürüdüğünü ve yalnız kaldığını belirtmiştir.
1- Metinlerinizi var eden dil olan
Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?
Aslında bunu
her an yapmaya çalışıyorum. Edebi niteliği her şeyin önünde tutarak, hep daha
iyi yazamaya çabalayarak, sınırlarımı zorlayarak, cesaret ederek. Her öyküyü,
bu en iyi öyküm diyerek yazıyorum. Buna gerçekten inananarak her öyküde titiz
davranıyorum. Böyle yaparken bir yandan da Türkçeye olan borcumu ödemeye
çalıştığımı düşünüyorum. Bir yazarın uzakta ve hep istenen o büyük eseri bir
gün üreteceğini hayal etmesindense, her metninde özenli olarak bu borcu
ödeyebileceğini düşünüyorum. Tüm bunların dışında sürekli başyapıtını hayal
eden yazar tipi gibi uzun zamandır kurduğum bir hayalim de var. Türkçede
dolaşacak, kalıcı olacak bir kelime üretmek. Ama bunu Türkçeye minnet borcumu
ödemek için mi istiyorum, emin değilim.
2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki
hâli nasıldır?
Öyküdeki
nicelik artışı artık nesnel bir gerçeklik. Çok öykü yazılıyor, öykü dergileri
sayısı arttı. Eskiden edebiyata başlanılan tür şiirdi. İnsanlar önce şiirde
denerlerdi kendilerini. Şimdiyse aynı şeyin öyküde olduğunu görüyorum. Sayısal
artışta zamanımızın sosyal koşullarının yanında bu da önemli bir etken oldu.
Aslında çok iyi öykülerin yazıldığını görüyoruz ve bence eskisinden daha çok
ama bu kalabağın içinde onu bulmakta zorlanıyoruz. İyi bir öyküyle karşılaşmak
için onlarca kötü metni okumak durumunda kalıyoruz. Bu da bir süre sonra
okuyucuda bıkkınlık yaratıyor. Ben de okuyucu olarak bu bıkkınlığı zaman zaman
hissediyorum. Burada bize güçlü bir ölçme mekanizması gerekiyor. Bu kargaşayı
toparlayacak bir şey. Hâlâ yaşanırken analiz edemeyeceğimiz için bugünümüz
hakkında konuşmakta da zorlanıyorum doğrusu. Öykünün geleceği içinse bir
öngörüde bulunamıyorum.
Elbette hayatın her yerinden çıkabilir öykü. Ama ben en çok
herkesin geçtiği ama kimsenin görmediği yerden çıkan öyküleri seviyorum.
4-Öykünün penceresinden Türk şiiri
nasıl görünüyor?
Karışık.
Biçimsel denemeler yapanlar, teknolojik gelişmelerle değişen hayatımızı şiire
geçirmeye çalışanlar, İkinci Yeni'yi dönüştürerek devam ettirenler… Buradan
bakınca bir bütünlükten çok, parçalı bir yapı görünüyor. Bunun da yaşadığımız
döneme uygun olduğunu düşünüyorum.
5-Yeni medya, edebiyat ve sanata
nasıl katkılar veriyor?
Yazarlar
kendilerini okuyucudan koruyabilirlerse eğer yeni medyayla hızlı ve direkt yorum
alma hali heyecan verici. Motivasyonu dışarda bulan bir yazarsanız mesela
motive edici de olabilir. Ama bunun dışında bir katkı sağlayacağını sanmıyorum.
6-Türk edebiyatındaki eleştirinin
icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?
İkinci
soruda bahsettiğim kargaşanın en önemli sebebi edebiyatımızdaki eleştiri
sorunu. Hep söyleniyor, klişeleşti ama eleştirilerin ya suikast ya tanıtım
yazısı olması da bir gerçek. Nadir de olsa yazara, okuyucuya yol gösteren
yazılara rastlıyorum ve çok seviniyorum. Ama eleştiri gücünü yitirdi, insanlar
yüzünü oradan çevirdi. Tekrar güçlü ve dinamik bir edebiyat eleştirimiz olur mu
bilemiyorum.
7-Yeryüzüne dayanabilmek, özgürlüğe
kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?
Okuyorum,
yazıyorum, izliyorum ve bir süredir film çekmek için debelenip duruyorum. Ama
bana en iyi gelen şey müzik. Çünkü müzikle kurduğum bağ yalnızca bu sebeple
kurulmuştur. Onun söylediği her şeye inanıyorum.
8-Politik düşünceniz bu ülkeye neler
söylüyor?
Burda bir
olayı anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde semtimizin pazarcıları ilçe
belediyesinin harçlara yaptığı fahiş zamlar ve zorla toplanan 'bağış'lar
sebebiyle tezgâh kapatma eylemi yaptı. Burnumuzun dibinde hakkını arayan
birileri var. Ne yapmalıyız, bizzat elimizin ulaştığı bir durum, ilgilendiğim
yer burası. Pazarcılar protesto etti, mahalleli belediyeyi telefonla
sıkıştırdı, şikayetler edildi. Sorun şimdilik çözülmüş görünüyor. Ben biraz da
böyle yakınımızda olanlara bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Genele bakarken
umutsuzluğa kapılıyoruz, bu da bizi hareketsiz kılıyor. 'Herkes evinin önünü
süpürse sokaklaklar pırıl pırıl olur' mantığı gibi gelebilir ama bu mantık en
azından konuşmak ve hayıflanmak dışında eyleme geçebilen, koşullarını
değiştirebilen bir canlı olduğumuzu bize yeniden hatırlatabilir.
9-Sanat muhalif midir?
Sanat
içeriğinden bağımsız olarak yapısı gereği muhaliftir. Herkesin yüzünü aynı yöne
döndüğü, aynı şeye tamah ettiği, aynı düzeni sürdürdüğü yerde birisi yüzünü
insana, onu anlamaya, hayvana, doğaya çeviriyor. Hayatının büyük bir kısmını
buna vakfediyor. Eserinde bu düzene, olan bitene doğrudan bir eleştiri
getirmese bile bu tavır muhalif bir tavırdır. Sanatçının sistemle uzlaştığı,
ondan pay almaya çalıştığı yerdeyse sanat yavaş yavaş oradan uzaklaşıyor.
Sanatçı çoğu kez bunu kendi bile fark edemiyor. Ama bu, dışardan soğuk kanlı
bir göz tarafından rahatlıkla seziliyor. Ve sanatın hep yeni bir şey arıyor,
deniyor oluşu sanatın kendi içinde de bu muhalif tavrı yeniden doğuruyor.
10-Bu sözcükler hakkında ne
düşünüyorsunuz: Kader, gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp, zaman.
Kader
zihnimde ister istemez hep özgür iradenin karşısında konumlanıyor. Bu yüzden
neden sonuç silsilesiyle biraz aynı şeydir benim için. Yani şu yaşadığım
hayatın ne kadarı benim tercihim, üzerinde durduğum burası. Bir öykümde karakter
şöyle diyor: "İspat edemem kaderi hissediyorum, içinde bir el hareketini
bile tayin edemediğim bir tutsaklık biçimde." Zaman zaman bu karakter gibi
düşünüyorum. Omuzlarım düşüyor.
Günah, hem
çok şey ifade ediyor hem de hiçbir şey.
Gelecek
anın, şimdinin ağırlığından kaçtığım yerdir; tuhaf, aldatıcı, pembe ihtimaller.
Ölüm içinde
nefes alamadığım derin bir boşluk hissinden başka bir şey getirmiyor bana.
Rüya, doğru
parçaları birleştirebilirsek kendimizi göreceğiz sanki.
Kaybettiklerimizin
yerine başka bir şey hep geliyor, iyi kötü ama o boşluk hep doluyor. Hayat bunu
bazen genleşerek, yayılarak yapıyor. Gerçekten hayat çok garip.
Zaman, ne
diyebilirim ki çok pis akıyor:)
Yorumlar
Yorum Gönder