2010 Kuşağı Öykü Kanonu Soruşturması - 6: Veysel Altuntaş

"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. Altıncı yayınımızda soruşturmamıza yanıt veren öğretmen ve öykücü Veysel Altuntaş olacak. 1990 yılında Adana'da doğmuştur. Gerçek Hayat dergisindeki Mevlana İdris'in "Teneffüs" sayfasında ilk yazıları yer almıştır. Daha sonra öykü ve denemeleri Aşkar, Muhayyel, Yedi İklim dergilerinde çıkmıştır. Arkadaşlarıyla Berhava öykü dergisini hazırlamıştır. Yaşamak Sandığım isimli ilk romanı İz Yayıncılık tarafından 2019'un Temmuz ayında yayımlandı. İz Yayıncılık için Osmanlı Türkçesinden sadeleştirdiği Ömer Seyfeddin'in Ashab-ı Kehfimiz ve Samipaşazade Sezai'nin Küçük Şeyler kitapları yine aynı tarihlerde okuyucuyla buluşmuştur.


1-Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?

Dil, yaşamımızın her döneminde var olmamıza sebep olan yegâne şeylerden. Öyküler yazmasaydım da Türkçe gibi âli bir dile hayranlığımı göstermek için elimden gelen her şeyi yapardım. Dilimizin sunduğu imkânları kullanıp öykülerimde en güzeline kavuşmaya çalışmak, sanıyorum bu minnet borcunu ödemeye yönelik bir isteğin tezahürüdür. Umarım bir gün bunu başarmış olurum.

2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?
Günümüzde öyküye büyük bir teveccüh var. Zamanın azlığı, sosyal medyanın varlığı insanları kısa ama derinlikli metinlere yönlendiriyor. Aynı zamanda öyküleri anın resimleri olarak görmek de mümkün. Bu da öyküyü, hızın başat olduğu bir çağda yavaşlamanın bir aracı, hayattan kaçırdıklarını görmenin bir yolu olarak karşımıza çıkarıyor. Bugünün öyküsü geleceği de yönlendiriyor diye düşünüyorum. Nihayetinde gelecekte ortaya çıkacak şey bugünden şekilleniyor. Sürekli gelişen öykü dünyası bizi heyecanlandırıyor.

3-Öykü, hayatın neresindedir?
Öykü, hayatımızın her anında. İki dostun muhabbeti, iş yerinde birbirini sevmeyen iki kişinin yan yana çalışması. Bence hepsi bir öykü.

4-Öykünün penceresinden Türk şiiri nasıl görünüyor?
Şiir bizim için zirve noktası. Öykünün ondan ilham aldığını da düşünüyorum. Şiirsel üsluptan bahsetmiyorum. Türk edebiyatının ana damarından gelen şiir geleneğinin öykümüzü etkilediğini düşünüyorum.

5-Yeni medya, edebiyat ve sanata nasıl katkılar veriyor?
Bu konuda gerçekten kararsızım. Bir okuyucu olarak yeni yazarları, kitapları tanıma fırsatı elde ettiğim için mutlu oluyorum. Ama bunun yanında kitabın bizdeki o ağırlığını yok ettiğini de hissediyor, üzülüyorum. Hangisi daha ağır basacak, zaman gösterecek.

6-Türk edebiyatındaki eleştirinin icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Edebiyat dergilerinde çok kaliteli eleştiri metinleri yayımlanıyor. Bunları okuyor ve kendimize pay çıkarıyoruz. Fakat ayrı bir tür olarak ele alınması, varlığını kabul ettirmesi için belirli bir zamanın geçmesi gerekiyor sanırım.

7-Yeryüzüne dayanabilmek, özgürlüğe kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?
İnsan bedeni onun yeryüzü kalıbı. Bazen uyumak bile bu kafesten kurtarmıyor bizi. O zamanlar edebiyata yöneliyorum. Ama bunu bilinçle yaptığımı söyleyemem. Bir bakmışım yazdığım veya okuduğum bir öyküdeyim ve kendimi mutlu / özgür hissediyorum.

8-Politik düşünceniz bu ülkeye neler söylüyor?
Türkiye evimiz.

9-Sanat muhalif midir?
Sanatçı muhaliftir sözünü sıkça duyuyorum. Ama kime? Hakkın ve adaletin karşısında olan her şeye muhalif olmalı sanatçı.

10-Bu sözcükler hakkında ne düşünüyorsunuz: Kader, gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp, zaman.
“Dünyada gerçi olmadı bir şeyde kârımız
Ukbâda belki olsa gerek itibârımız.”
Hüseyin Nihal Atsız’ın şiirinde geçen bu iki mısra söylediğiniz kelimelerin birçoğunu bünyesinde barındırıyor.

Yorumlar