2010 Kuşağı Öykü Kanonu Soruşturması - 16: Zeynep Kahraman Füzun

"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. On altıncı soruştumamıza yanıt veren öykücü Zeynep Kahraman Füzun olacak. 1986'da Akhisar'da doğdu. Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesinde tamamladı. Yazıları ve öyküleri Yedi İklim, İzdiham, Mahalle Mektebi, Lacivert, Temmuz, Tahrir dergilerinde yayımlanmıştır. Füzun, edebiyat yayıncılığının icrasındaki güncel gelişmelere de yabancı değildir. Can Yayınları'nın himayesinde geliştirilen, Türk edebiyatının ilk öykü okuma uygulaması "Trendeki Yabancı"da bir öykü yayımlamıştır. İlk sesli dergi diyebileceğimiz -daha ayrıntılı bilgisi olan yorum yaparak okuyucularımızı bilgilendirebilir- "Ze Dergi"de de öykü yayımlamıştır. Bir dönem İzdiham Yayınları'nın da editörlüğünü üstlenmiştir. Dört yıldır İzmir'de yazarlık eğitimi vermektedir. İlk öykü kitabı Köz Yanılması İzdiham Yayınları'ndan Ekim 2018 tarihinde okuyucuyla buluştu. Bir mülakatında yazmanın kendisini heyecanlandırdığını söylemiş ama farklı bir söyleşisinde de yazarlığın normal bir şey olduğunu belirtmiştir.

1-Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?
On beş yıldır yazıyorum. Ömrüm olduğu müddetçe yazacağım. Yazdıkça ödeyeceğim bir minnet borcu bu. Başka bir yöntemi yok. Yazmak, yazmak, yazmak.

2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?
Öykünün geçmişten bugüne gelen değişimini gördükten sonra gelecekte öykünün nasıl bir değişime uğrayacağını kestirmek çok zor. Şimdilerde yazılan öyküleri takip etmeye çalışıyorum ve bana çok keyif veriyor. Geçmiş, şimdi ve gelecek diye ayırıyoruz ama öyküyü tarihsel zamanla kısıtlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Geçmişte yazdığı hâlde bugünün öyküsünü yazan öykücülerimiz var. Mesela; Feyyaz Kayacan, Sevim Burak, Sulhi Dölek gibi isimlerin öykülerine ne isim vereceğiz?

3-Öykü, hayatın neresindedir?
Öykü, benim hayatımın tam ortasında. Ben okuyarak değil yaşayarak yazıldığına inananlardanım. Okumak ve yapmaya çalıştığımız işin ustalarını izlemek çok önemli ama ben yaşamadığım bir acıyı tarif edemem. Karakter oluşturmakta zorlanabilirim. Gençler burada, biz de yaşıyoruz, sevgilimizden ayrıldık, yazarlar karakterlerini oluştururken empati yaparlar, diyecekler. İşte tam da burada yaşamak devreye giriyor. Empati yeteneğimizi geliştirmek için yazmaya çalıştığımız karakterle zaman geçirmeliyiz. Birlikte yaşamalıyız. Bu da yaşanmışlıklarla mümkün. Yaşlı biriyle zaman geçirmeyen veya çocuk büyütmeyen biri onları öyküsünde ne kadar inandırıcı yazabilir? İnandırıcılığı olmayan bir metne öykü diyebilir miyiz?

4-Öykünün penceresinden Türk şiiri nasıl görünüyor?
Ben zamanında aruz ve hece vezni yazmış ve serbest vezin denemiş biri olarak Türk şiiriyle uzun zaman geçirme şansı buldum. Seviyordum, okuyordum ama öyküye yönelince uzaklaştım. Öyküye geri dönünce desem daha doğru olur sanırım. Şiirden önce de öykü denemelerim olmuş ve bırakmıştım. Uzun yıllar ilgilendiğim Türk şiirinin son zamanlardaki örneklerini pek takip edemedim.

5-Yeni medya, edebiyat ve sanata nasıl katkılar veriyor?
Yeni medya edebiyata ve sanata değil de edebiyatçıya ve sanatçıya katkı sağlıyor. Daha çok ulaşılabilir ve daha çok görünür olduk ama bunun eserlere bir katkısı olduğunu düşünmüyorum.

6-Türk edebiyatındaki eleştirinin icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Eleştiri Türk edebiyatının kanayan yaralarından biri. Eleştirinin üslubu vardır. Eseri esas alır. Yanlışları gösterirken doğruları da işaretler. Maalesef günümüzde övgü ve yergi eleştirinin yerini almış durumda.

7-Yeryüzüne dayanabilmek, özgürlüğe kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?
En çok metin yazarken özgürleşiyorum. O yüzden de sıkıldığımda yazmaya çalışırım. Bana çok iyi geliyor. Sağaltan bir tarafı var yazarlığın. Bir de en sevdiğim şey tek başıma uzun yola çıkmak ve çalan şarkıya bağıra bağıra eşlik etmek. Yine bir gün yolda iken bir öykücü arkadaşla görüşüyordum. Araba kullandığımı söyleyince, öykülerindeki kadınlar gibi mi, dedi. O zaman fark ettim birkaç öykümde arabasına atlayıp evden çıkan kadını yazmışım.

8-Politik düşünceniz bu ülkeye neler söylüyor?
Politik düşüncenin sanatçıyı sığlaştırdığını düşünüyorum. Ben hem sağın hem de solun göbeğindeydim ve hala öyleyim. Çok sevdiğim insanların olduğu iki tarafın da birbirlerini anlamadığını düşünüyorum. Tarafsız değilim. Her iki tarafı da seviyorum. İki taraflıyım yani.

9-Sanat muhalif midir?
Sanat muhalif midir bilemem ama ben muhalifim. Kendimi zor tuttuğum birçok hadise yaşanıyor. Bazen dayanamayıp yazıyorum.

10-Bu sözcükler hakkında ne düşünüyorsunuz: Kader, gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp, zaman.
Kader: Kader ellerimizle yaptığımız ettiğimiz ve hayalini kurduğumuz her şey.
Gelecek: Şimdiden zihnimizde tasarlıyoruz.
Günah: İşlemediğimiz günahın masumuyuz, sözü ne kadar doğru.
Ölüm: Ölmek için beyin ölümüne gerek yok. "Ölmek" isimli öykümde yazdığım ölüme inanıyorum.
Rüya: Rüya gerçeklerin sembollere dönüşmüş halidir. Kişiye özgüdür.
Kayıp: Bebekler için kayıp diye bir şey yoktur. Görmedikleri şeyi yok zannederler. Büyükler kaybın var olmaya devam ettiğini bilirler. Bu da çok acı verir insana. Var ama ulaşamıyorsun. Varlık ve yokluk arasında. Zihninden söküp atamıyorsun.
Zaman: En çok üzerine düşündüğüm kavram. Gerçek değil, göreceli. Sınırsız ve sonsuz. Mesela Allah’ın bizim geleceğimizi bilmesi zaman kavramının onun için geçersiz olması. Gelecekte olacağımız yeri biliyor çünkü biz var olduğumuzda yok olacağımız da, nasıl yok olacağımız da belliydi. O zaman yaratmasaydı sözü çok komik. Başlamadığımız yolculuğu zaman algısı olmadığında bitirmiş de olmuyoruz. Sonumuzu bilmesi için başlamamız gerekiyordu.




Yorumlar