2010 Kuşağı Öykü Kanonu Soruşturması - 18: Arzu Eylem

"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. On sekizinci soruştumamıza yanıt veren öykücü ve editör Arzu Eylem olacak. 1980 yılında Ankara'da doğdu. 2002'de İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat bölümünü bitirdi. Bu tarihten 2011 yılına kadar İstanbul'da yaşadı. Şu anda Ankara'da ikamet etmekte, Notabene Yayınevi'nde editörlük yapmaktadır. Ankara'daki yazar dayanışmalarının bir tezahürü olan yazı (eleştiri-metin çözümleme) atölyesi çalışmaları da yazarın meziyetlerindendir. 2008 yılından bu yana  Notos, Sözcükler, Dünyanın Öyküsü, Öykülem, Radikal Kitap, Cumhuriyet Kitap, Birikim, Lacivert, Japonya, Düşünbil, Edebiyat Haber, Mevzu Edebiyat mecralarında metinleri yayımlanmıştır. İlk öykü kitabı Sabır Ağacı, Siyah Beyaz Yayınları'ndan 2013'te çıktı. Ocak 2017'de ikinci öykü kitabı İpek Gönül'ü Notabene Yayınları'ndan çıkardı. Üçüncü kitabı bilim kurgu romanı olan Çok Çağı Kasım 2018'de aynı yayınevi tarafından yayımlandı. Bilim kurgu romanı yazması, çevresini oldukça şaşırtmış olacak ki Gazete Duvar'da Senem Dere'nin kendisine ayrıntılı ve merak dolu sorular sorduğunu görüyoruz. Türk edebiyatında bilim kurgu roman yazmak size acayıp yorumlar ve bakışlarla karşılaştırır diye düşünüyorum.


1- Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?
Türkçe, içine doğduğum dil. Dolayısıyla onu en zengin hâliyle bilmek zorundayım. Dil üzerine düşünmek, dilin olanaklarını araştırmak,  dil işçiliği yapmaktır edebiyat. Ben de metinlerimi yazarken dile borcumu, her kelimenin, cümlenin üzerine durarak ödemeye çalışıyorum.

2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?
Aslında tam bu noktada, 2010 kuşağı diye bir kuşak olduğunu düşünmüyorum. 2000’li yıllar öykücülüğünden bahsediliyor. Ama bence içinden geçtiğimiz bir dönemi tasvir etmenin, ad koymanın ya da üst başlıkla anmanın mümkün olduğuna da inanmıyorum. 50 Kuşağı üstünden bir tanımlama yapmamıza neden olan, o kuşağın yazarlarının mevcut edebiyat anlayışına başkaldırmasıydı. Yazarlarının felsefi ve biçim arayışı çabası vardı. Bugün böyle bir ortak çaba olduğunu söyleyemeyiz. Belki ileride bu döneme dair bir tanımlama oluşabilir ama şimdi değil.

Sorunuzun özüne dönersek, bugün çok sayıda öykü yazarı var. Ama iyi öykü bulmak zor. Öykü iyi işlenmiş dil, iyi bir kurgu ve gizem istiyor. Teknolojinin ve felaketlerin üst üste yaşandığı bir dönemde yaşadığımız da düşünülürse, şimdi olduğu gibi gelecekte de öykü yazan çok olacak ama iyi öykü yaratıcılığını kaybetmeyen, hayata başka türlü gözlerle bakmayı sürdürenlerden gelecek.

3-Öykü, hayatın neresindedir?
Öykü, hayattan alır gücünü. Yaşanmışlıklarla beslenir. Ama öykü birebir hayatın kopyası olmamalı. Hayat üzerine, insan üzerine düşünmek için boşluklar yaratmalı. Hayat tam da o boşluklara gizlenir öyküde.

4-Öykünün penceresinden Türk şiiri nasıl görünüyor?
Açıkçası şiiri pek takip edemiyorum. Kimseye haksızlık etmek istemem ama sanırım ben hâlâ İkinci Yeni’de kaldım. Ama iyi öykü bulmak zorsa, bugünlerde iyi şiir bulmak da zor olsa gerek.

5-Yeni medya, edebiyat ve sanata nasıl katkılar veriyor?
Sanırım sosyal medyayı kastediyorsunuz. Sanat icra etmek, edebiyat üzerine kafa yormak, yalnızlık, dinginlik, yoğunlaşma ve zaman gerektiriyor bana göre. Bu nedenle sosyal medya takibinin zaman hırsızı olduğunu düşünüyorum. Dikkat dağıtıcı. Sosyal medya yaratma aşamasında değil, belki de yazarın/sanatçının eserini tanıtması için verimli olabilir. Sonuçta iletişim ve görünürlük kazanmak için pek çoğumuzun başvurduğu bir mecra.

6-Türk edebiyatındaki eleştirinin icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Herkesin yakındığı hâliyle eleştiri yok denecek kadar az. Bunun sebepleri var elbette. Daha çok tanıtım metinlerine rastlıyoruz ki bunlar bir bakıma okur yorumu sayılır. Okur okuduğu metni yorumlamakta özgür elbette. Ama eleştiri başka bir donanım gerektiriyor. Piyasa koşulları, yayın dünyasındaki eşitsizlik, taşlanma ve dışlanmaktan korkma gibi sebeplerle, eleştiri yapmaktan kaçınıldığını düşünenler var. Bir metni bir kişi severken başka biri sevmeyebilir, eleştiriye gerek yok diye düşünenler de. Ama önce eleştirinin gerçekte ne olduğunu tanımlamak gerekir. Eleştiri metin çözümlemedir bir bakıma. Yazarın niyetiyle metnin niyetini karşılaştırmak... Başta da dediğim gibi donanım gerektirir eleştiri yazmak. Bunun için de ayrı bir emek süreci ve çok yönlü okuma gerekiyor. Edebiyat kuramı bilmeniz... Böylesi zor bir işi yüklenecek insanlar yetişmeli. Bu kişiler sadece karşısına metni koyup, diğer tüm faktörlerden bağımsız çalışmalı. Kitabın hangi yayınevinden çıktığından tutun da yazar hakkındaki genel bilgilerden arınık düşünmeli. Eleştirinin sanıldığı gibi metni yıkıp geçmek demek olmadığını, bir tür analiz olduğunu kavramak belki de.

7-Yeryüzüne dayanabilmek, özgürlüğe kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?
Bence insan zaten özgür olduğu için kaçma ihtiyacı duyar. Çünkü seçim yapabilir insan, her seçim sonuçta vicdanla baş başa kalır. Bu nedenle insan kaçıyorsa kendinden, vicdanından, sorumluluklarından korkuya saklanabilir yeryüzüne dayanmak için. Ben kaçamayanlardanım. Direnmek ve dayanmak için edebiyat aynasıyla gezip kendimle ve dünyayla yüzleşenlerdenim.

8-Politik düşünceniz bu ülkeye neler söylüyor?
Aslında bu dünya sürekli politik görüşüme bir şeyler söylüyor. Çünkü inanmak istediğim ne varsa saldırıyor. Bazen kendimi trajik kahraman gibi hissediyorum.

9-Sanat muhalif midir?
Sanat, görmek isteyip de göremediğimiz ne varsa açığa çıkarır. Dünyanın fısıldamak istemediği tüm sırlarını ortaya döker. Gerçeği görmek istemeyen çıplak gözlere gerçek değilmiş gibi davranır ama göğsünde hakikati saklar. Muhalefet başka nedir ki zaten?

10-Bu sözcükler hakkında ne düşünüyorsunuz: Kader, gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp, zaman.
Kader: Bana göre kader insanın kendisinden başka her şeydir. Aslında ben yazgı ya da ağ kelimesini tercih ederim.
Gelecek: Geçmiş’ten ve şimdi’den doğan...
Günah: Bilincin oluşmasına sebebiyet veren deneyim.
Ölüm: Doğaya dönmek.
Rüya: Zihnin kişiyle oynadığı oyun.
Kayıp: Unutulan kendini hatırlattığında hissettiğin boşluk.
Zaman: Dünyanın yaşı. 


Yorumlar