"2010 Kuşağı Öykü Kanonu" adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler, hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. Yirminci soruştumamıza yanıt veren öykücü Betül Ok Şehitoğlu olacak. 1991'de Samsun'da doğdu. Selçuk Üniversitesi Sosyoloji ve Tarih bölümünü bitirdi, yüksek lisansını tamamladı. Doktora eğitimine devam etmektedir. Öykülerini ve yazılarını Heceöykü, Mahalle Mektebi, Dergâh, Post Öykü, Edebice, Sosyoloji Divanı, Düşünen Şehir dergilerinde yayımladı. İlk öykü kitabı Olmayan Şeyler Yüzünden Hece Yayınları'ndan Eylül 2019 tarihinde okuyucuyla buluştu. Sabahattin Ali'yi kıskanıyor. Aynı zamanda bir sosyolog olduğundan mülteci kavramı üzerinden oluşan konuları önemsiyor. Öykülerinde, yaşanan trajedileri hem hissettirip hem yaşatıyor. Akademik çalışmalarından şikâyet ederek düzenli bir okuma yapamadığını ifade ediyor.
1- Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün
minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?
Güzel bir soru. Türkçeye ve Türkiye’ye her daim minnet
borcum olduğunu hissetmek, yazarken beni nedense daha özgür kılıyor. Çünkü
Türkçe içerisinde derin anlamlar taşıyan bir dil. Ben de bu dile uygun, kültürü
ve insanı anlatan öyküler yazdığımda özgürleşiyorum. Kendimi ifade edebilme
sevincini yaşıyorum. Günümüz dünyası artık dünyanın diğer ucunda sesimizin aksını
duyabileceğimiz bir yer. İsterim ki Türkçe yazılan bir metin yıllar sonra,
çevirildiğinde dahi aynı hissiyatı versin ve değer görsün.
2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli
nasıldır?
Öykünün ve öykücülerin; son yıllarda imkanların
artmasıyla beraber daha çok gündeme gelmesi meselesi bahsettiğiniz. Bu durum
neden son yıllarda dikkat çeker oldu kafa yormak gerekiyor. Aslında verilecek
cevaplar basit, yalın. Detaya girmeyecek olursam öykünün şimdiki durumunu aktif
görüyorum. Fakat bu aktiflik biraz da “aynı metinlerin, aynı üslubun” ortaya
çıkması açısından bunaltıcı. Okuyan kesim için de yazan kesim için de. Yani
toplumun belirli kesimlerinde spesifik okuma/yazma çeşidi var. Öyküyü yeni
okumaya başlayan birisinin neleri okuyacağını tahmin etmek zor değil. Toplumsal
sınıflara, kişinin içerisinde yaşadığı şehre, şehirde katıldığı programlara
baktığınızda üç aşağı beş yukarı “bu kişi ne okur/yazar?” sorusunun cevabını
alıyorsunuz. Yahut mevcut düzen içerisinde bulunan yazarların, konularının
neler olacağını, kahramanların nerede ağlayıp nerede güleceğini nerede küfredip
nerede tövbe dileyeceğini kestiriyorsunuz. Bu bir bakıma handikap. Belki
kötümser olabilir belki de meslek hastalığı diyebilirsiniz ama malesef durum
böyle.
Gelecekte de bu durum devam edecektir. Ama kötüye
gitmeyeceğini, öykünün yeni arayışlar ve buluşlarla daha da ilgi göreceğini
düşünüyorum. Çünkü insan daima anlatmak isteyecektir ve sözün en güzelinin
peşinde bu türleri denemekten vazgeçmeyecektir.
3-Öykü, hayatın neresindedir?
Ben nerede yürüyor, nerede görüyor, nerede duyuyor,
nerede nefes alıyor, nerede acı çekiyor, tükeniyor ve çoğalıyorsam öykü
oradadır. Öykü, insanın kalbinin attığı her yerdedir. Bir de doğanın kalbinde,
Allahın sırlandığı ve sırları sakladığı, kimselerin ayak basmadığı yerlerin
öyküsü vardır ki o üstün ve münezzeh olanın bilgisindedir.
4-Öykünün penceresinden Türk şiiri nasıl görünüyor?
Öykü denildiğinde hemen şiirin konuşulması beni
rahatsız etmeye başladı açıkçası. Türk şiiri geçmişi olan, toprakla ve insanla
yaşayan, kendisini daima diri tutan bir dile sahip. Tabi ideolojik olanın
ötesinde bu dediklerim. Son dönem Türk şiirinde severek okuduğum isimlerin
başında Süleyman Çobanoğlu geliyor.
5-Yeni medya, edebiyat ve sanata nasıl katkılar
veriyor?
Medya, araçsaldır ve amaca da hizmet eder. Size
verdiği gibi almasını da bilir. Yeni medya edebiyat alanlarını genişletti ve
bir kanon oluşturdu. İnsanlar mahalleleri gezmeye başladılar. Tanışlıklar,
dostluklar geliştirdi. Bunun zıddı olan düşmanlıklar da geliştirmiştir. Sosyal
medyada dikkat kesildiğinizde kimin pazısı daha güçlü, kimin dişi daha sivri az
çok görebiliyorsunuz. Medya, simülasyonu da içerisinde barındırıyor. Bugün öyle
sandığınız şey yarın başka çıkabiliyor. Çünkü neticesinde eyleyen insan. Yani insan;
medyanın muhatabı, yöneteni ve yönetileni. Bunun yanı sıra medya, eserlerin
yayılması için muaazam bir araç. Bu sebeple medya sanatın ve edebiyatın
yayılmasında, öğrenilmesinde, tanışıklıklarda ve ilgilenilen konuya ulaşma,
yazmada katkı sağlamakta. Fakat çok fazla içerisine dahil olmak biraz korkutucu
geliyor ne yalan söyleyeyim.
6-Türk edebiyatındaki eleştirinin icrası hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Her çağ kendi dilini ve analiz yöntemlerini doğuruyor.
Türk edebiyatında yeni yazarların gerektiği ilgiyi görmediklerini ve buna bağlı
olarak da bir eleştirinin (olumlu/olumsuz) gerçek manada yapıldığını ne yazık
ki görmüyorum. Eleştiri dediğimizde nedense zihnimizde olumsuz bir kavrayış
gelişiyor. Oysa eleştiri bir metne katkıda bulunmaktır. Olumsuz söylenen bir
şey ilerideki metinlere olumlu tesirde bulunacaktır. Fakat gerek eleştirenler
gerekse eleştirinin muhatabı olanlar her zaman “iyi ve yüzeysel” olandan
yanalar. Belki de kötü olan şeyi “bu kötü” diyecek bir üslup
geliştirememişizdir. Bir de tabi kötü olanın neden kötü olduğuna dair
gerekçelerde gerekir ki bu uzun ve meşekketli bir iştir.
7-Yeryüzüne dayanabilmek, özgürlüğe kaçmak için ne/ler
yapıyorsunuz?
Çoğu zaman dayanamıyorum. Uzun uzun yürürdüm önceden.
Şimdiyse kitaplara sığınıyor, sevdiklerime kaçıyor, uzun uzun susuyorum. Bazen
de anlamamak için odağımı değiştiriyorum. Hayatı böylece kabul etmek gerekiyor.
Duvara yumruk attığınızda duvar değil eliniz kırılıyorsa ve eliniz başka bir
eli kaldırmak, tutmak, sevmek için gerekliyse yumruk atmaktan vazgeçip, duvara
sırtınızı dönüyorsunuz.
8-Politik düşünceniz bu ülkeye neler söylüyor?
Burada doğmanın sorumluluğunu hissediyorum. Ülkem
adına hem sanat alanında hem de akademik alanda yapmak istediklerim var.
Bayrağımız adımızın geçtiği ülkelerde dalgalansın istiyorum. Çocuklar, kadınlar
ve yaşlılar adımızı duyunca içlerine merhamet, güven ve gönenç dolsun
istiyorum. Ülkemi seviyorum.
9-Sanat muhalif midir?
Yaşamak muhaliftir. Ama her şeyin bir yolu yordamı
vardır. Kavga ve dövüşün olduğu yerde sanat olmaz. Muhaliflik zeka ve strateji
ile değer kazanır. Birini eleştiriyorsanız önce adaletli olmak için çok fırın
ekmek yemek gerekiyor. Neticesinde insan nefsine mağlup olandır. O sebeple
muhaliflikten çok birleştirici olana meylim.
10-Bu sözcükler hakkında ne düşünüyorsunuz: Kader,
gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp, zaman.
“”Öd tengri yaşar kişi oglı kop ölgeli törümiş.” Orhun
abidelerinin Kül Tigin anıtında geçiyor bu cümle. Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu
ölmek için türemiş. Direkt aklıma bu geldi. Kader, bizi takip eden aziz bir
dost. Gelecek Allaha inanmak. Günah ki her birimizin göğsündeki zift. Ölüm hak
olan. Rüya başka bir alem. Kayıp, yitirmeden bulunmaz. Zaman, hiçbirimize ait
değil ve geçen biziz.

Yorumlar
Yorum Gönder